İMAM-I AZAM’IN BEŞ ESERİ
(İmam-ı Azam Ebu Hanife)
Eğer farz kılınan şeyler bizatihi iman olsaydı, Allah o amelleri işleyinceye kadar kullarını mümin olarak isimlendirmezdi. Oysaki Allah, iman ve ameli birbirinden ayırmıştır. ‘’İman eden ve salih amel işleyenler …’’ (Asr 9)
Allah bize onlara (peygamberlere) verdiği sevap gibi sevap vermediği zaman bize zulmetmiş olmaz. Zulüm ancak bizim hakkımızın karşılığını vermeyip bizi mahrum etmesi halinde bahis konusudur.
Zira Allah’a itaat hususunda şehadet kelimesini ikrar etmekten daha faziletli bir şey yoktur. Allah’ın emrettiği bütün farzlar bu şehadeti kabul ve tasdik muvacehesinde yedi kat gök ve yerler arasında bulunan şeylerle bir yumurtanın mukayesesinden daha küçük bir yer işgal eder. Nasıl ki şirkin günahı en büyük günah ise şehadetin ecri de en büyük ecirdir. Allah şirkin günahının ne kadar büyük olduğunu hiçbir kötü amel için ifade etmediği bir şekilde belirtmiştir. ‘’Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür’’ (Lokman 13). Hiçbir kötü amel için Allah böyle bir ifadede bulunmamıştır.
Mümin tevhidi terk etmediği müddetçe bütün günahları da işlemiş olsa yine Allah düşmanı olmaz. Zira düşman düşmanına buğz ve nefret besler. Noksanlık izafe eder. Hâlbuki mümin büyük günah irtikâp etmesine rağmen Allah’ı her şeyden daha çok sever. Keza mümin ateşte yakılması yahut da Allah’a kalbinden iftirada bulunması hususunda muhayyer bırakılsa, ateşte yakılmayı Allah’a gönlünden iftira etmeye tercih eder.
Evet çocuk babasını sever fakat bazen de ona asi olur. Mümin de böyledir. Her ne kadar isyan etse de Allah ona her şeyden daha sevgilidir.
Mümin irtikâp ettiği günahı azaba çekileceğini bilerek işlemez. Fakat işlediği günahı ya Allah’ın affedeceğini ümit ettiği için veya hastalık ve ölümden önce tevbe edeceğini umduğundan dolayı işler.
Eğer insan için batmaktan kurtulmak ümidi olmasaydı hiçbir zaman deniz yolculuğu yapmazdı. Yahut zafer ümidi bulunmasaydı hiçbir zaman harp etmezdi.
Zararlı bir yiyecek yediğim zaman pişman olup bir daha o yiyeceği yememeye karar veriyorum ama onu görünce de sabredemiyorum.
Allah bizi kalplerde bulunanı ve gizli niyetleri bilmekle mükellef kılmamıştır. Ancak Rabbimiz insanlardan sadır olan amellere göre onları mümin diye isimlendirmemizi, buna göre onları sevmemizi veya sevmememizi teklif etmiştir.
‘’Allah şüphesiz kendisine şirk koşulmasını affetmez, ondan başkasını dileyeceği kimse için affeder.’’ (Nisa 48)
İyiliklere gelince onları üç şeyden biri boşa çıkarır. Birincisi Allah’a şirk koşmaktır. İkincisi yaptığı iyiliği başa kakmaktır. Üçüncüsü gösteriş için (riya ile) amel işlemektir.
‘’Size zalim olanın zulmü adil olanın adaleti zarar vermez. Sizin ecriniz size onun vebali de ona aittir.’’ (İbni Mace)
Eğer cemaat zalimler ve mütecavizlerden teşekkül ediyorsa onlardan ayrıl. Çünkü Allah ‘’Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret edeydiniz’’ (Nisa 97). ‘’Ey mümin kullarım benim arzım geniştir. Ancak bana kulluk edin’’ (Ankebut 56) buyurmaktadır.
‘’Bir yerde masiyeler zuhur edip onu değiştirmeye gücün yetmezse oradan başka yere git. Orada Rabbine kulluk et.’’ (Buhari)
‘’Fitneden korktuğu yeri bırakıp fitneden korkmadığı yere giden kimse için Allah yetmiş sıddık ecri yazar.’’ (İbni Mace)
Bizim Kuran ı Kerim i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kuran mahlûk değildir.
Allah eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah eşyayı oluşundan önce ezelde biliyordu. O eşyayı takdir eden ve oluşturandır. Allah’ın dilemesi, ilmi, kazası, takdiri ve levhi mahfuzdaki yazısı olmadan dünya ve ahirette hiçbir şey olmaz. Ancak onun levhi mahfuzdaki yazısı hüküm olarak değil vasıf olarak yazılıdır. Kaza, kader ve dilemek O’nun nasıl olduğu bilinemeyen sıfatlarındandır.
Allah yok olanı yokluğu halinde yok olarak bilir. Onun yarattığı zaman nasıl olacağını bilir. Var olanı varlığı halinde var olarak bilir. Onun yokluğunun nasıl olacağını bilir. Allah’ın ilmi değişmez. Bilginin değişmesi mahlûklarda olur.
İnsanların ihdas ettikleri ve kendiliklerinden ortaya koyduğu şey onları hidayete ulaştırmaz. Aslolan Kuran ı Kerim in getirdiği ve Peygamber (sav) in davet ettiği, insanlar arasında tefrika ortaya çıktığı devreye kadar Peygamber (sav) in ashabının yapmakta devam edegeldikleri şeylerdir. Bundan başkası ile amel edenler bidatçi ve kendiliklerinden ihdas edicidirler.
Bil ki, bildiğiniz ve insanlara öğrettiğiniz şeylerin en faziletlisi sünnettir.
Hz. Aişe, Hz. Hatice’den sonra kadınların en faziletlisidir.