İSTİFHAM
(Mustafa Solmaz)
İstifham: Soru yoluyla anlatım demektir. Dikkat çekmek, inkâr etmek, azarlamak, düşündürmek, vurgulamak amacıyla soru sormaktır.
Yüce Allah’ın zatı açısından herhangi bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak sıfatlarının tecelli etmesi için üzerinde tecelli edecekleri yaratılmışlara ihtiyaç vardır.
Yaratan sıfatı için yaratılan varlıklar gereklidir, rızık veren sıfatı için rızık verilecek bir kâinat. Geri kalan bütün sıfatlarını bu şekilde düşünebilirsiniz. Öldüren, dirilten, yaşatan, genişlik veren, şekil veren, bağışlayan, her şeyi bilen. Mesela bağışlama sıfatı için günah işleyen kullar gereklidir.
Yüce Allah’ın sıfatlarının tecelli etmesi için bu varlık aynası elzemdir. Aksi halde Allah sadece zatı açısından var olur ve sıfatları görünür olmazdı.
İleride gelecek olan ‘’Allah bizi nasıl yarattı?’’ sorusunun cevabında görüleceği üzere bütün kâinat aslında görünmeyenin görünür olmasından ibarettir.
Şeytan gibi en zeki varlık dahi yok olacağını fark edince bunun yerine ebedi cehennemi tercih etmiştir. Çünkü varlık için yokluk, ebedi cehennemden bile daha kötü bir durumdur. En zeki varlık olan şeytan dahi yok olacağını anlayınca yüce Allah’tan mühlet istemiş ve ebedi cehennemi yok olmaya tercih etmiştir.
Allah vardı ve ondan başka hiçbir şey yoktu. (Buhari)
O, her an bir iş ve oluş içindedir. (Rahman 29)
Bilgi ihtişamdır, sahibini muhteşem kılar.
Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri onların düşündüğünü düşünür. (Cemil Meriç)
Evet tekfircilik bir hastalıktır ve bunda nefsin payı vardır. Kişi başkalarını tekfir ettikçe bu durum hoşuna gider, haz alır ve sadece kendisi gibi düşünenlerin Müslüman olduğu sanrısına kapılır. Kendisinin sağlam bir kaleye sığındığını, diğer insanların ise helak olduğunu hayal eder ve böylece mutlu olur. Burada hakikat yoktur nefsi istek ve arzulara köle olmak vardır.
Bu soruların temel sebebi Tanrı’nın varlığına dair hiçbir bilgimizin olmamasıdır. O’nu ancak sıfatlarıyla tanıyabiliyoruz. Bunu da kendisini bize anlattığı kadarıyla yapabiliyoruz. Bizler fiziki şartlarla sınırlandırılmış varlıklarız. Hâlbuki o fizik üstü yani metafiziktir. O’nun zatını idrak edemeyiz. Çepeçevre kuşatamayız, her şeyiyle anlayamayız. Eğer anlasaydık o zaman tanrı olmazdı. Tanrı olması için bizden üstün olması ve bizim O’nu tam olarak idrak edemiyor olmamız lazım. Bu bir zorunluluktur. Çünkü çepeçevre kuşatabildiğimiz bir şey bizden aşağı ve yaratılmış olur.
Allah bizi görüyor, işitiyor, bize gazaplanıyor ama bu bizim tam olarak anlayabileceğimiz, algılayabileceğimiz bir şey değil. Tanrı anlaşılır olması için insanlarla onların seviyesinden konuşuyor.
“Andolsun ki, Kur’an’ı düşünülüp öğüt alınması için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?” (Kamer 17) Ayetteki kolaylaştırmaktan kasıt meselelerin insanların anlayacağı seviyeye indirilmesidir. Bunu anladıktan sonra görmenin, duymanın, öfkelenmenin, mutlu olmanın süreçle değil sonuçla alakalı olduğu fark edilir. Böylece konuyla ilgili tüm problemler ortadan kalkmış olur.